Tarih Araştırmacısı Prof. Dr. Kenan Haspolat, Diyarbakır’ın tarihini yeniden yazacak çarpıcı açıklamalarda bulundu. Yunus Peygamber ve Cercis Peygamber (Saint Georgia)’in mezarlarının Suriçinde olduğunu ileri sürerek, Hz. Yunus’un kabrinin Kurşunlu caminin kıblesinin karşısındaki yerde, Hz. Cercis’in ise İçkale içindeki St. Georgia Kilisesi’nin altına olduğunu söyledi.
“SURLAR VAGON, PEYGAMBERLER VE SAHABELER LOKOMOTİF OLMALI”
Diyarbakır’ın Musevilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık için
kutsal olduğunun altını çizen Prof. Dr. Haspolat, “Surlarla bir yere fazla
gelemezsiniz. Surlar güzeldir, harikadır ama Sur’lar Diyarbakır’ı şuana kadar
uçuramadı. Surlar ancak vagon olur. Lokomotif olamaz. Sahabeleri ve
peygamberleri lokomotife, Surları da arka vagona koyacaksın ki turizm patlaması
olsun” diye konuştu.
Diyarbakırlı Tarih Araştırmacısı Prof. Dr. Kenan Haspolat, Diyarbakır tarihiyle ilgili oldukça çarpıcı açıklamalarda bulundu. Diyarbakır’ın tarihiyle ilgili çarpıcı değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Haspolat, Yunus Peygamber ve Cercis Peygamber (St. Georgia)’in mezarlarının Suriçinde olduğunu ileri sürerek, Hz. Yunus’un kabrinin Kurşunlu caminin kıblesinin karşısındaki yerde, Hz. Cercis’in ise İçkale içindeki St. Georgia Kilisesi’nin altına olduğunu söyledi.
HZ. YUNUS DİYARBAKIR’DA 7 YIL YAŞADI
Prof. Dr. Haspolat, Evliya Çelebi Seyahatnamesinde; Yunus
Peygamber’in Ninova’dan ikinci kez kovulduktan sonra Mardin’e geldiğini ifade
ederek, “Hz. Yunus, Mardin’e geldikten sonra Mardin Kalesi’ni yapıyor. Daha
sonra Diyarbakır’a gelip 7 yıl kalıyor. Ve Almida isimli kadın hükümdarın
Kendisine mucize yaşanmadan uyması üzerine Diyarbakır’ın bereketli olması için
dua ediyor. Yani M.Ö. 1200’lerde Yunus Peygamber’in kaldığı o Fiskaya bu
Fiskaya’mı o birazcık daha değişik olması lazım. Sebebi şu; Normalde Sur’un
kalbi olan İçkale bir Roma, Bizans Kalesidir. Şimdi İçkale’yi İran ordusu
alamıyor. Alamayınca Romalılar zaferlerini kutluyorlar. Kaledeki nöbetçilerin
hepsi şarap içiyor. Ve uyuyorlar. Bunu fırsat bilen Sasani (İran) ordusu da
M.S. 504 yılında İçkale’ye giriyor. İçkale’yi alan Sasani ordusu tüm
Diyarbakırlıları öldürüyor. Bu kez Roma ordusu ikinci rövanşı almak istiyor.
Normalde bir kalenin içine girişte eksik teknikler kullanılır. Nedir o
teknikler; Kalenin altından içeri girmek istersen, bir oyuk yaparsın oraya ağaçlar
dikersin ve onları verirsin. Böylelikle orada çöküklük meydana gelir ve içeri
girilir. Oyuklar meydana geliyor ve Roma ordusu içeri girer. Romalıların
içeriye girdiği gören bir kadın sevinç çığlığı atınca İranlılar uyanıyor.
Böylelikle Romalılar rövanşı alamıyor. Fiskaya’daki
oyuklar eski tünel kazma tekniği ile yapılmış. Oyuğun temelinde M.S. 504
yılında Roma ordusunun orada yaptığı oyuklar var. Aslında Fiskaya’nın kendisi
değerli bir mekan ancak, çevresindeki oluşumlardan insanlarımız habersiz” dedi.
CERCİS PEYGAMBER’İN KABRİ İÇKALE’DE
Eğil’de Peygamber arandığını ama Diyarbakır Sur içinde iki tane peygamber kabrinin olduğunu iddia eden Prof. Dr. Kenan Haspolat, şöyle dedi:
“Biri Yunus Peygamber, diğeri dünyanın çıldırdığı St. Georges. Yeni Cercis Peygamber. St. Georges? Protokolde Hz. İsa, Hz. Meryem’den sonra gelen kişi. Gürcistan’ın ismi buradan gelir. Amerika’da Georgia Eyaleti var. Buradan gelir. M.S. 204 yılında Filistin’in Remle Kentinde doğan, Musul’da tebliğini yapar, 7 kere öldürülüp, 6 kere dirilir. Bunun 5 tanesinin Silvan’ın Abad dağlarında olduğunu söylenir. Silvan’ı da Cercis Peygamber (St. Georges)’in kurduğu söylenir. Malatya Beydağında makamından bahsedilir. Urfa efsanelerinden geçer. Mardin’de Cercisoğulları var. Abdulkadir Aksu onların damadıdır. Ve orada kiliselerde ismini görebilirsin. Diyarbakır’da Yunus Peygamber ve Cercis Peygamber’in (St. Georges) kabri olduğu söyleniyor. Şimdi buna yakın mantık ne var. Orada St. Georges kilisesi var. Yapılış tarihi Hz. Cercis’in (A.s)’ın ölüm tarihine uyuyor. 2. Yüzyıl.
“HZ. CERCİS’İN KABRİ ST. GEORGİAS KİLİSENİN ALTINDA OLMALI”
Peki, orada mezar var mı? Ben o dönem Anıtlar Kurulu’na
verdiğim dilekçede, “Biraz aşağıyı kazın, çünkü ben aşağıya baktığımda iki
katlı görüyorum orayı” dedi. Ancak Dilekçeme olumsuz yanıt verdiler. Bunun
üzerine bir Sonar aleti ile altta ses dalgaları gönderdim. Ve St. Georgia
kilisenin altında bir lahitin var olduğunu ortaya çıkardım. Çok büyük ihtimalle
orada yatan Hz. Cercis’tir. Ben iddia edemem ama müthiş bir şüphem var
diyebilirim.
“CERCİS PEYGAMBER BİZİM İÇİNDE KIYMETLİDİR”
Cercis Peygamber bizim içinde kıymetlidir. Çünkü
Peygamberimizden önce kim geldiyse hepsi bizim kutsalımızdır. Ama Dünya bunun
için çıldırıyor. Avrupa’da Bahar Bayramını St. Georgia adına yapılıyor.
İngilizlerin vatanı kurtarma sembolüdür. Ukrayna ve Rusların Ejderha’dan
korunma sembolleri olarak geçiyor. Yani St. Georgia Dünyanın çıldırdığı bir
isim. Bende diyorum ki Cercis Peygamber (St. Georges) Fiskaya’nın yan tarafında
ve orada da bir tane lahit var. Sonar ile gözüküyor. Oraya birinin girip
inceleme yapması zarar mıdır? Bir şey çıkmazsa çıkmaz alt tarafı, Çıkarsa dünya
buraya yağar.”
“YUNUS PEYGAMBER’İN KABRİ KURŞUNLU CAMİ’NİN YANINDA!”
Tarihçi Prof. Dr. Kenan Haspolat, Yunus Peygamberin Kabrinin
Ninova’da olmadığının altını çizerek, “Eğer olsaydı IŞİD onu havaya uçuramazdı ve
Allah’da buna müsaade etmezdi. Süryaniler, IŞİD’in havaya uçurduğu yerde Patrik
Yuhanna’nın mezarı olduğu söyleniyor. O zaman Yunus Peygamber’in kabri nerede?
Bana göre Kurşunlu Caminin Kıblesinde yıkılmış Altıgen şeklinde bir türbe var.
Ve muhtemelen onu da Timur yaptırmıştır. Oranın bir yüzey araştırması lazım.
Var mıdır Yok mudur? İddia edemem yani ben St. Georgia ve Yunus Peygamberin Sur
içinde olduğunu biliyorum. Şüphelerim, St. Georgia, St. Georgia Kilesinin
altında, Yunus Peygamberin Kurşunlu Camisinin kıblesinin olduğu kanaatindeyim.
Şimdi bu durumda Fiskaya git Urfa’ya İbrahim Peygamberin makamı olduğu
biliniyor. Ben vardır yoktur polemiğine girmiyorum. Yunus peygamberin makamı
var, resmi tarih belgesi var. 7 yıl yaşamış. Niye İnanç turizminde kullanılmasın?”
ifadelerini kullandı.
“DİYARBAKIR’DA 896 SAHABE YATIYOR”
Diyarbakır merkez ve ilçelerle birlikte 896 sahabenin
varlığından söz eden Haspolat, “Mekke ve Medine’den sonra en fazla sahabenin
olduğu yer. Şimdi sahabe kenti, peygamber kenti. 11 tane peygamber var. Böyle
bir yer yok. Burada çıkarılan 3 bin yıllık peygamber cesetleri sapasağlam.
Şimdi sen diyorsun ki işsizim, Diyarbakır’ın ekonomisi iyi değil. Turizm
toplantısı yapıyoruz.
“SURLARLA BİR YERE GELEMEZSİNİZ”
Surlarla bir yere fazla gelemezsiniz. Surlar güzeldir, harikadır ama Sur’ları Diyarbakır şuana kadar uçuramadı. Surlar ancak vagon olur. Lokomotif olamaz. Sen sahabeleri ve peygamberleri lokomotife oturtacaksın, surları arka vagona koyacaksın. Pekâlâ, Surları tamir edelim, çok güzel. Edelim kimse gelmiyor. Kimsenin istediği yok!”
Haspolat, Mesela Arap şeyh caminin arkasında bulunan bir Sinegog’da Hz. İlyas’a Peygamberlik geldiği söylendiğine işaret ederek, şunları söyledi:
“Bu Sinegog’da 2 bin yıllık Tevrat’ın olduğu söyleniyordu. 1936 yılındaki Diyarbakır gazetesinde bu Tevrat’ın müzede olduğu söylenmiş ama ben araştırdım şuan müzede yok. Ben vardır yoktura giremem ama 1936 yılındaki Diyarbakır gazetesi orada 2 bin yıllık Tevrat’tan bahsediyor. Bu yüzden Yahudiler arasında da Diyarbakır kutsal.
3 DİN İÇİN KUTSAL BİR ŞEHİR: DİYARBAKIR
Yine Evliya Çelebi seyahatnamesinde ve Roma tarihlerinde de
geçer; Ulucami’nin ortasının Hz. Musa zamanında yapıldığı belirtilmiştir. Yine
Bir belgesel kanalında da 8 yıl önce yayımlanan bir belgeselde ‘Kayıp Musa
buradan geçti’ diye Musa Peygamber için Diyarbakır merkez diye sözediliyor. Buyurun
size 3 Din. 3 Din için kutsal bir şehir.
“TEVRAT’TA GEÇEN ADEN CENNETİ: HEVSEL BAHÇELERİDİR
Şimdi daha da vurgulamak gerekirse, Tevrat. Ben bunu birçok Yahudi ile konuştum. Hiçbir tereddüttüm de yok. Onlarla bu konuyu detaylandıramam. Ancak Tevrat bap 2’de; “Aden cenneti Kudüs’ten daha önemli. Aden Cenneti Dicle ve Fırat nehrinin arasındadır” deniliyor. Dicle ve Fırat’ın arasında kalan tek yer Diyarbakır. Bunu Yahudiler söylüyor. Yine Amerikalı evangalistler yani Hıristiyanlar bu bölgeyi söylüyor. Hevsel bahçelerinin Aden cenneti olduğunu söylüyorlar”
Sait BAYRAM’ın Özel Röportajı